13 Mart 2017 Pazartesi

KENDİNİ AŞIRI İŞE ADAMIŞ ÇALIŞANLARIN HANDİKAPLARI

1.       AŞIRI DUYGUSAL OLMALARI

Bu tip çalışanların handikaplarının ilki aşırı duygusal oluşlarıdır. Yapılacak ufacık değişiklikler ya da yeniliklere direnç göstermeleri olasıdır. Ben bu işi bu kadar öz veriyle yapıyorum modu sürekli çevirim içidir. Sürekli bunları yapıyorum, hayatımdan çalışıyorum ama diye yakınma hali mevcuttur. Yapma denildiğinde ‘ben işimi seviyorum’ der. Sever çok sever çok sever… Severek öldürür.

2.       YARIM KALMIŞ İŞLER

O kadar çok işle uğraşıyor ki asıl işle kalıyor. Onu da yapalım, buna da yapalım derken bir şey yapamaz hale gelir insan. Sonra başlanmış ama yarım kalmış işler grubu oluşur. Kendi aralarında parti kursalar iktidar olurlar o dereceJ Ve asıl işlerin hep boynu bükük, yarım işler hep bir perişan.

3.       BİTMEYEN ASIL İŞLER

Sevgileri yarınlara bıraktınız, çekingen, tutuk saygılı, vermeye az buldunuz ya da vaktiniz olmadı…Behçet Necatigil şiirinden bir deste dizdim oradan buradan. Bizim işine aşık aşırı adanmış çalışanımız bir süre sonra asıl işlerini baya baya bitiremez hale gelir. Var oluş nedenini sorgulayan yöneticisine duruşu hep aynıdır ‘çok yoğunum, her iş bende’ . Yapma kardeşim, yapma güzelim her iş sende olmasın. Kim söyledi x,y,z departmanlarına kar ortağı ol diye!

4.       DEĞİŞİME DİRENÇ


İşe aşırı kendini adamış personellerin genli değişime dirençlidirler. Her şey aynı kalsın çöp yerinden oynamasın isterler. En iyi hali bu hali inancının yaygın olduğunu deneyimledim. Kendilerinde yoğunluğu topladıklarından e en iyisini de yaptıklarından…Şirketi üzerine kurmuşsunuz arkadaşın az sağa çekilin.

9 Mart 2017 Perşembe

GELL GELLL İK’DA PERFORMANSA GEL!

İnsan kaynaklarının en önemli fonksiyonlarından birisi performanstır. Didaktik bir girişten sonra artık özüme sözüme dönebilirim.  Herkes yapıyor ben neden yapmayayım ne yazık ki yaygın sebeptir. Bir İK’cı olarak ne yani inanmıyor musun değerlendirmeye derseniz elbette yanıtım inanıyorum olacaktır ama… Kurumsal firmalarda bile bu durum  daha çok sağlıklı değilken, orta ölçekli firmalarda  bir ahbap çavuş ilişkisiyle kim kime kaç verdi ortalara dökülüp saçılırken, daha küçük kurumlarda gerekirse saç saça olmasa da diş dişe tartışmaları gördü bu bünye. Bir hatalı çıktı, bir hatalı mail, online sistemde hatalı raporlamalar… Yahu bir de kültürümüzde yok bizim bu eleştiri. Biz eleştiriye gelemeyen bir milletiz. Düşünsenize biri geliyor ve iletişim becerini geliştirmelisin diyor, çakıyor 10 üzerinden 5’i:0 O anda en entelektüelin bile beyninde bir şimşek çakması olur, hırslanma, sen sen kimsin beee’ler, kendileri çok mu… Diye devam ediyor. Avrupalı kafasında Darren temsil yeteneğinde sıkıntı var ama çözüm odaklı tavrın çok iyi vb. oluyor ama Davut’ta aynı mantık sökmüyor. Ben diyorum ki işin durumuna göre hedeflere ya da yetkinliklere göre yapılacak yetkinlikler işin doğasına uygun planlanmalı ve firma kültürüne uygun olarak işletilmeli. Kimi kurumda geri bildirimde bulunmak daha da kaşımak olarak algılanabilir. Orada yapılacak kurumu geri bildirim yapılacak duruma getirmek için öncelikle çalışmaktır. Performans dediğin nedir mirimJ Bir kahve havalandırırJ

7 Mart 2017 Salı

İŞ HAYATINDA İMAJ MESELESİ

İş Hayatında sektörden sektöre, pozisyondan pozisyona kıyafetler, saç, makyaj değişkenlik gösterir. Bu gibi durumlarda ‘burası bunu kaldırır’ en iyi ifade eden durum olsa gerek. Ama ben yine de klasik kalıyorum bu alanda sanırım biraz. Ama en kıymet verdiğim konu yakıştırması kişinin kendisine. Sonuçta tarz bir bütündür ve özentilikten uzak olduğu müddetçe kişinin üzerinde tam oturur.

Kıyafet konusunda iş hayatının dinamikleri, gerekleri göz önüne alınmalı ve en uygun şekilde hazırlanılmalı. Benim şahsi kanaatim ayrık otu gibi kalmamak. Bazı departmanlar hariç mesela tasarımcı vs. onlarda anlıyorum ama diğer beyaz yakalarda ortalamalarda kalmakta yarar var. Makyaj hususuda çok tartışmalı bir konu. Mesela ben aşırı makyajlı bir çalışan ile konuşurken konsantre olamıyorumJ Aşırı boyalı dudaklar, kaşlar, kirpikler… Şimdi artık yüzde boyanmayan bir metrekaremize yok çok şükür. Yataktan kalk gel değil tabi ki düsturumuz ama hafif ve uygun bir makyaj yapılması her ortam içi en uygun olacak olandır. Bu noktada yahu ben buyum beni böyle kabul edecekler diyecek bir grup elbette olacaktır. Dedim ya Eski kafa bir İK’cının söylemleri bunlar. Geçenlerde bir mülakata girdim. Aday yirmili yaşlarının başında. O kadar yoğun bir makyaj var ki aramızda ki yaşı kapatmakla kalmamış ben olmuşum küçük bebek! Tabi ki ön yargı etmeden başladım görüşmeye ama o kadar göz alıcı ki gözler, kirpikler ok gibi, dudak kıpkırmızı kocaman. Ne kadar ön yargısız sürdürsem de son değerlendirmemde bıraktığı intiba iyi değildi.

Yeni mezun ve diğerleri için belki bir gösterge olur sanırım benim gibi düşünenlerin varlığını da göz ardı etmemek gerek. Yoksa elbette hür iradeyle bence de herkes istediği gibi hareket etmeli ama ya karşı tarafa verdiği mesaj?

6 Mart 2017 Pazartesi

BEŞ ADIMDA KURUMSALLAŞMA



        HER ŞEY İÇİN TOPLANTI DÜZENLEMEK


Kurumsallaşmadan anlaşılan en basit konularda bile toplanıp iş üretilecek kıymetli vakitleri toplantılarla heder etmek olsa gerek. Yahu konuyla ilişkin kişiler ile ikişer dakikalık görüşmeler varken saatlerce süren ve gerekli gereksiz herkesin yer aldığı toplantılar büyük bir iş gücü kaybı demek. Toplantılarda ki en sevimsiz hal ise zaten yönetici ne diyorsa sonuç her türlü o çıkıyorsa gömün ben kireç kuyusuna.



 GÖREV TANIMLARINA RAĞMEN İÇ İÇE İŞLER

Bir araba iş analizi, iş tanımları sonucunda ortaya çıkan görev tanımları herkese deklare edilir. Görev tanımlarının uygulama aşamasında ilk bir kaç hafta bir şevk uygulamalar yapılır. Bu benim dediğim sizin, bu işi size paslıyorumlar sonra yönetici ya da patron gelir ‘yaz kızım bunu sen organize edeceksin de’ al sana görev tanımı. El ele tutuşup bir numara ilerlettiğimiz gözlerimizin miyopisine sağlık

DEĞİŞKEN OFİS KURALLARI

Değişken derken diye düşündüğünüzü duyar gibiyim. Ofiste yazılı ve sözlü ofis kuralları vardır ve bu durumdan herkes aynı oranda sorumlu değildir. Mesela bir kişinin geç kalması olağanken bir sonrakinin ki olaydır. Mesai saatlerinde biri iş için yahu diye genel bir uydurmasyonla çıkıp giderken çıkışa yarım saat kala sekreter sorar ‘nereye?’. Eşitlik, adalet pardon!

        HİYERARŞİ TANIMAMAK

Uzun uzun anlatılır ama kısaca örgütlenmenin yönetimsel açıdan planlandığı bir düzendir. Herkesin sorunlu olduğu kişiler bellidir. Aksayan bir durum varsa eğer direk çalışana değil öncelikle yöneticisine konuyu aksettirmeli. Böylece ara kademelerin var oluş nedeni de ortaya konulmuş olur. Kurumsallaşalım dediği halde dayanamayıp sürece dahil olan yöneticiler hiyerarşi katilleridir

ORTAK AKILDAN UZAK TAVIR

Kurumların yönetiminde esas aldıkları bir ortak aklı mutlak gereklidir. Hangi duruma ne tepki vereceği gibi konu ve konular mutlaka ön görülmelidir. Her zaman tedbirli ve hazırlıklı olmak mümkün değilse de kurum kimliğinin yapacakları ve yapmayacakları mutlaka belirgin olmalıdır. Kurumsallaşma yolunda kurumlar en az bir golde buradan yerler.




KURUMSALLAŞMA ile ilgili görsel sonucu



20 Aralık 2016 Salı

YENİ MEZUNLARA KARİYER TAVSİYELERİ

Büyük umutlarla girdiğimiz üniversitelerden mezun olduğumuzda yine büyük umutlarla iş hayatına atılmayı ve başarıdan başarıya koşmayı hayal ediyoruz. Yüksek maaşlar, kariyer imkanı ve dolu dolu yan haklar ile nasıl başlarsam öyle gider niyetiyle geçiyoruz arayışa. Tabi bu noktadan sonrası genelde hüsran oluyor. Beklentileri yüksek olan adayı beklentileri yüksek ve beklenilen koşulların oldukça altında koşulları sunan işveren karşılıyor. Hasbelkader bir işe başlanıyor, bir yerden başlamış olmak düsturuyla fakat bu kez de çatışmalar başlıyor. Ben buraya ait miyim? Ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli peki?

** ÜNİVERSİTE YILLARINDA İŞ DENEYİMİ EDİNMEK
Üniversite sıralarında özellikle son sınıflarda artık iş hayatının tozunu yutmak sizi 1-0 öne geçirecektir. Bölümünüze uygun ya da değil staj ya da iş deneyimlerini edinmek size çok şey katacaktır. Bu deneyimler sayesinde gerçekte yetenekleriniz ne yönde ve sizi mutlu eden işler neler anlama şansını yakalayabilirsiniz. Küçük bir tavsiyemse mümkünse satış ile başlayın. Böylece mesleğiniz ne olursa olsun size insan ilişkilerini yönetmekte avantaj sağlayacaktır. Neden satış diyecek ik’cılara yanıtınız 'kendimi insan ilişkilerinde sınamak ve geliştirmek' olabilir meselaJ

** MESLEĞİNİZDE Kİ GELİŞMELERİ, SEMİNERLERİ, EĞİTİMLERİ TAKİP EDİN
Fark yaratmak farklılıkları takip etmekle mümkün olacaktır. Okullarda ki teorik bilgilerin uygulama alanlarının takipçisi olmanız size fark ve değer katacak diğer bir unsurdur. Öğrencilikte ücretli seminerler ve organizasyonlara katılım zor olacaksa da ücretsiz olanları takip etmek yeterli olacaktır.

** SOSYAL MEDYANIN GÜCÜ
Sosyal medya artık gidip kapısını çalamayacağımız uzaklıktakileri yakın kılar ve de şirketlerin halka dönük yüzüdür bir nevi. Özellikle Linkedln ve Twitter bu konuda etkili mecraların başında gelmektedir. Uzmanlaşmak istediğiniz alanda ki önder kişileri takip edebilir, mesleki tartışmalara katılabilir ve kendinizi dolaylı yollardan tanıtabilirsiniz. Bu konuda kişisel deneyimimi aktarmam gerekirse, Twitter da İK Sohbetleri platformundan tanıştığım bilgi alış verişi yaptığım kişiler ile tanışmışlığım, hatta yine sosyal medyadan  hatta iş teklifi almışlığım mevcuttur.

** BOL BOL MÜLAKATA KATILIN
Bir diğer konu mülakat tecrübesi. Mülakatlarda nasıl davranılması gerektiği konusu üzerinde fasikül fasikül yazılar yazılsa da bence en derin konu tecrübe konusundur. Bana uygun ya da değil her iş görüşmesi bir tecrübe demeli ve üşenmeden gidilmeli. Ben yüksek lisans yaptığım dönemde tüm İK pozisyonlarına başvurmuş ve görüşmelere katılmıştım. En büyük katkısı mülakatçısı olduğum mülakatların nasıl olması konusunda önemli bir bakış açısı edinmem oldu. İşin mutfağında olan biri olarak piyasada neler yapılıyor görmek ve deneyimlemenin kariyerime katkısı muazzamdı. Sizler içinde mülakatlarda nasıl davranmanızı gerektiği konusunda yol gösterici olacak bir deneyim sağlayacaktır. Muhtemel sorulara verdiğiniz yanıtlar bunların karşınızdakine tesirini canlı yayın görebilirsiniz. Heyecanında atılması işin bonusu.

** VE SON OLARAK ASLA VAZGEÇMEYİN!

Evet, iş hayatı hiçbirimize gül bahçesi vadetmemişti arkadaşlar. Size de etmiyor biliyorum. Ama zor olan aslında gerçekte ne istediğini, nerede başarılı olabileceğini ve mutlu olacağını bulabilmekti. Bunu ise denemeden görmek olanaksız. Deneyin yanılın ama asla hiçbir şey yapmamanın arkasına sığınmayın. Hayat böyledir çünkü kovalamazsanız yoramazsınız, yoramazsanız alamazsınız. Kötümser olmaya gerek yok ama fazla iyimser başlamanın da size bir faydası yok. Olası durumlara karşı bilinçli ve yolunuzdan vazgeçmeden gerektiğinde kırılmak yerine esneyerek devam edin. Edin ki kendi öykünüzün metanetli yazarları olabilesiniz. Sevgiler.

yeni mezun kariyer ile ilgili görsel sonucu

4 Kasım 2016 Cuma

SAHİ BİZ BU EĞİTİMLERDEN NEDEN HOŞLANMIYORUZ?



Kendimizi bildik bileli masalarda sıralarda hep bir öğrenme sürecindeyiz dediğinizi duyar gibiyim. Hatta ileri gidelim dünyaya geldiğimiz ilk günden bu yana gelişen bir süreçtir bu. Mesela ağladığımızda bizimle ilgilenildiği anne karnında edinmediğimiz bir bilgidir kanımca.  Ve o dakikadan itibaren ebeveynlerimizle başlayan bu süreç devamında yerini profesyonellere bırakır ve okullar, kurslar bilimum araçlar ile yeni bilgilere maruz kalmaya başlamaktayız. Ve öğrenme sürecimiz belki de farkında olmadan zorunluluk cümlesiyle eşleşiyor ve biz şu an belki de sadece bu yanlış eşleşme kurbanı olarak çok verimli bir eğitimin ortasında bunalıyoruz. Bence bu konu üzerine konuşulup düşünüldükçe halledilebilecek bir konudur. Çünkü yenilenmenin yegâne yolu yeni bilgiler ya da bildiklerimizi tekrardan geçer. Peki, hiç mi suçu yok bu eğitimlerin? Bence var. Ben size yıllardır hem eğitim alan hem de veren biri olarak ikili bir bakış açısının neticelerini sunmak isterim. Neden bu daralmalar?

EĞİTİM SÜRESİ ÖLESİYE UZUNSA

Evet, bitmiyordu diyerek ifade ettiğim bir durumdur bu. Eğitim süresi mutlaka doğru planlanmalı ve hedef kitlenin nabzı sıklıkla yoklanmalı. Çünkü bu naçiz beden ölü ruhlar alemine seslenen çok eğitmen gördü. Masaya vurup ‘ey ruhh geldiyseenn.’;) dememek için kendimi yediğim anlardır bu anlar. Neyse ki aradan bir cevval kişi çıkıp yüzümüzü yıkasak der genelde. Geçmiş olsun.

EĞİTİM KONUSU SIKICIYMIŞ MEĞER

Eğitimin konusu da belirleyici bir önemli etkendir esasında. İlgili konuda ilgili kişilere eğitim verilmesini sağlamak bu açıdan önemlidir. ‘Niye buradayım?’ diye hayatı ve kendini sorgulayan birey sayısı arttıkça eğitim her açıdan çıkmaza girecektir. Geri bildirim düzeyi deniz seviyesi altına inerken, eğitimcinin de enerjisi düşecek ve mecburi vakitlerde bir araya gelmiş insancıklar olarak duvara çentik atacağız hep beraber, gözler saatte ve ne zaman bitecek konulu uzun bakışmalar…

EĞİTİMCİDEN KAYNAKLI SORUNLAR

Eğitim konusu süper, ilgi alanımız arzu maksimum ama eğitmenin hali, tavrı, aktarışı, konuda ki hâkimiyeti bir milyon sebepten bir kaçı olumsuz olarak sıraya dizilirse yine beklenen verim alınamayacaktır. Eğitimcinin konuya hakim, gelecek sorulara anlayışla açıklayacak minvalde olması gerekmektedir. Ben de ne mi koparıyor? Her şey tamamsa bile sıkıcı anlatım beni benden alıyor. İnsan bir espri, bir güler yüz, bir incelikli gönderme aramıyor değil.

EĞİTİMİN PAZARLANMASI

Bence eğitimin ve eğitimcinin daha en başında pazarlamasını doğru yapması oldukça önem taşıyor. Bize biraz sonra bu doğru bu hatalı diyecek kişinin kimliği, tecrübesi ve konuya hâkimiyetini sorgulamak her katılımcının hakkıdır diye düşünüyorum. Ve devir ne yazık ki iyi pazarlamanın kazandığı bir devir. Beni onlar anlasınlar, ne derin bir insanım ne gerek var demek pek bir işe yaramamaktadır.

EĞİTİM VE MİZAH


Eğitimin içine mizah öğeleri katıldığında şahsi fikrim o dur ki güzel bir mozaik ortaya çıkıyor. Çünkü ne kadar ilgili olursak olalım biraz gülümsemek, zekice birkaç çıkarımı dinlemek ve hafiften eğlendirecek teatral bir söylem tarzı her zaman dinleyicileri zinde tutan öğelerdendir zannımca. İçine biraz kahkaha kattığımız hiçbir etkinlik kötü durmayacaktır. Ne kadar eğlendik diye çıkanların ne kadar öğrendikleri hakkında hiçbir fikri yoktur belki ama zaman içinde bunu yaşayıp görmeleri olasıdır.

eğitim ile ilgili görseller ile ilgili görsel sonucu

18 Ekim 2016 Salı

ÇALIŞAN TİPOLOJİSİNDE Kİ DÖNÜŞÜMLER


UNVAN İÇİN ÖLÜRÜM BENİ KİMSE TUTAMAZ

Aslında makbulü bu ünvan’ın İngilizcesini söylemektir ama hadi neyse;) Günümüzde adının önüne sorumlu, müdür, direktör ve türevlerini getirebilmek için birbirinin üstüne basan, olmadı eteğinden tutup aşağı çekenlerden etraf görünmez oldu. Olmaz ya sadece bunun için yaşayanı bile çıksa şaşırmam artık. Unvan her şeydir, susuzluk hiçbir şey. Hak etme konusunu geçelim mühim olan netice, çek oradan bir afilli kartvizit.


BENİM DEPARTMANIM SENİN DEPARTMANINI DÖVER

Günümüzde bir çarkın dişlisi olma fikri yerini giderek çark edip ‘diş’ olma fikrine bırakmaktadır. Ekip olmak, birlikte güçlü kalmaktan ziyade gücü elde tutmak savaşı en derinden verilmekte. Olası kıyımlar, hatta katliamlar göze alınıp iktidarda kalma arzusunu memnun etmeye yönelik her davranış. Öncelikli olmak, ayrıcalık kazanmak ve ben yoksam sen bir hiçsin tribine girmek çok olası, böyle olmayan kişiler peşinen başarısız kabul edilmekte. Ey okuyucu, hırs ve tutku iyi iki arkadaştır aralarına ‘ne pahasına olursa olsunu’ alana dek.


HERKESLEŞMEDEN KURUMSALLAŞAMAZSIN

Herkesin hızla birbirine benzediği bu dünyada artık iş dünyası fotokopi makinasından çıkmış misali yol almakta. Herkes aynı müzikleri dinliyor, evet o çok satan yazar okunuyor ve tabi ki çok bilindik markadan kahvelerle toplantılara giriliyor. Ne içersiniz sorusuna yanıtınız çay ise terfiye daha çok var demektir. Olmadı sütlü isteyin benden söylemesi, havanız olur ne de olsa İngiliz usulü.


NE GİYDİN NE YEDİN NERDESİN EL MECBUR YAZACAKSIN

Sosyal medya insanoğluna al sana yeni bir eğlence diye verildi ama giderek insanoğlu sosyal medyanın bir eğlencesi haline geldi. Resmen o fotoğraf çekilmeden çatal atana tekme tokat girişilecek bir hal aldı ortalık. Önce Fotoğraf konulur, çok mutlu bir şey o neyse onun keyfisi yazılır ve oh artık yiyebiliriz, asmaktan sarkıttığımız yüzümüzle en mendebur şekilde. Artık gülümsemeleri oraya buraya atacağımız Ayten’in Rıza’nın göreceği yere koyacağımız fotoğraflara saklıyoruz. Giderek cimrileşiyoruz. Ve giderek tek tipleşip, kendi yarattığımız mecburiyetlerin esiri oluyoruz.